Nihayet Tezimin konusunu tespit ettim ama bazı tereddütlerim var. Elektronlar nokta parçacıklar mı yoksa noktalı virgül parçacıklar mı olduğunu mukayese edeceğim ve buradan hareketle elektronların hareket halinde kalmak için niçin enerji harcamadıklarını; ve atom çekirdeğinin içine düşmediklerini; bulut halinde yaşayarak mekânsal gelişimi belirleyen unsurlar olduklarını kanıtlamış olacağım. Fakat tez hocam Abdulvahap bey “Üç Nokta Parçacıkları” nı da tezime dahil etmemi önerdi ve özellikle "Bir, üç halde mekânsal olabilir mi?" sorunsalına odaklanmamın istedi. Ancak henüz bu konuda ne yapacağıma karar veremedim.
Bildiğim kadarıyla Üç Nokta Parçacıklar Bir’in çoğul tekilliği demek. Tek ve çoğul olmayan Bir yoktur. Bir varsa ikilik de yoktur. Birliği mutlak olarak hiç aksamayana Bir denir. Bu durumda Bir, üç halde mekânsal olabilir mi? üç ayrı Ben'in tekilliklerine Bir denebilir mi? Mekan, zaten Bir'in çoğullaması değil mi? Başka bir “Bir” var mı ki tekilliğin zorunlu çoğulu olsun? Ama öte yandan kendi başına ( per se) bir Üç olamayacağına göre noktanın Üç’ü makul gözüküyor. Yani üç varsa o zaten Bir'in üçü olmak zorunda. Dahası Üç Nokta Parçacık virtüel gerçekliğe de atıf yapar; sadece aktüel gerçeklikle yetinmez ve süreci bitirmez; hep; sonrası, sonrası der, devamı gelecek der. Tıpkı Bir'in olumsuzlana olumsuzlana Zaman olması gibi... Bu da daha ziyade durağan bir dalga hareketine benzer; biriktikçe başka bir şey olmaya hazırdır. Bu durumda da “olacak olan” Bir'in kapısına dayanır ama bir olasılık olarak ancak. Zamanı gelince de Tümel, zorunlu olarak Bir’in Tek’i olur. Ama bir fark ile: Tümel, Bir'in sadece özel içerikli görünüşüdür. ve bir bakıma olayın kedisidir. Çünkü görünüşü olmayanın Tümeli de olmaz. Tümel olmasaydı Öz ıssız ve durgun bir çöl olurdu.
Şimdi bu soyutluk denizinden ve zihinsel kargaşadan nasıl çıkacağım? Tabi ki Yöntem ile. Yöntem, neye ihtiyaç var ve ona hangi prosedürleri takip ederek nasıl ulaşabilirim sorusuna cevap verir.
Yönteme gelmeden önce Abdulvahap Hoca'ın bana dün telefonda söylediği ilginç şeyleri belirtmesem olmaz. Bulundukları ortama göre ve hareket biçimlerine bağlı olarak bu Üç Nokta Parçacıkları kendinde "ne olacaksa o olan" parçacıklarmış. Sonsuz potansiyel güçleri varmış sonlana sonlana her şey olmak için yani. Bu Üç Nokta Parçacıkların kuş sürüleri gibi bütünsel hareket formlarını matematiksel bir denklemle göstermeliymişim. Yani fizikten yeni bir metafizik ve felsefe çıkarmalıymışım. nasıl olsa bir yerde fiziğin ucu ile felsefenin ucu birbirine değmek zorundaymış. Daha önce de bir sohbetimizde yağmur damlalarının pencere camında izleyeceği rotaları olasılıkçı determinist hesaplarıyla bulunmasının çok özgün bir çalışma olacağını belirtmişti. Tez hocam dalgacı nokta parçacıklara özenerek yoksa benle dalga mı geçiyor diye düşünmeden edemedim. Fakat daha sonra Yılmaz(Öner) hocanın Zaman Topolojisinin Temelleri ve Olasılıkçı Determinizm çalışmalarını hatırlayınca Abdulvahap hocaya hak vermemezlik edemedim.
Ayrıca; tez hocama göre, bu nokta parçacıklar kendi kendine hiç durmadan saniyede ortalama 2000 km hızla fıldır fıldır dönüyorlarmış. Buna biyo-fizikte metabolik bozunma hızı diyorlarmış. Metabolik bozunma hızı 2000 km altında düşük hızlarda seyreden cisimler haliyle iri kıyım oluyormuş; ve orada zamanın oku hızlı ilerliyormuş. Bunu kim nasıl hesapladı bilmiyorum doğrusu. Bu Üç Nokta Parçacıklar bu kadar hızlı dönme yeteneğini anasının karnında edinmiş olsa gerek. Ama bana onun anası kim diye sormayın hemen. Cevap versem o zaman da onun anasını ve ta en uzak anasının anasını merak edip sonlanmayan bir soru yağmuruna maruz kalacağım. En iyisi mi siz onu mutlak bir analar süreci olarak tasavvur edin ve rahat edin.
Yöntemsel yaklaşımım da şöyle oldu ilkin: İçimizde bunca amorfluklar ve kalıcılığın üç noktalı tezahürü parçacıklar varken artık hiç kimse yalnızlık çekiyorum dememeli. Zira; saniyede ortalama 2000 km hızla gezinen milyonlarca miniminnacık parçacık (elektron ve kuarklar) bedenimizde dolanıp duruyor. Şu miniminnacık kendinden hareketli parçacıklar olmamış olsa idi ne Fark olurdu ne Özdeşlik; ne de Çelişki! Çoğulluk ve çeşitlik bir sonsuzluk formu olarak her sonlunun bağrında içkin olarak varken herkes ve her şey içerik olarak çok kalabalık ve çok katmanlı demektir. Yani ortada daima bir belirlenim bolluğu var demektir. Şimdi bu durumda her hangi bir kimse kalkıp da bu belirlenim bolluğundan bir iki belirlenimi çekip alarak ve somutu eksilterek ben gerçeği yakaladım diyemez. Gerçeği zihninde üretmiş olduğu somuta indirgeyemez. Çünkü bu çok katmanlı dinamik bütünsel somuta karşı yapılan en büyük haksızlık olur. Somut bütünden bazı parçalar ve veçheler kopararak somutu kuşa çevirmenin alemi yok! yani somutu öznel soyutunuza indirgeyemezsiniz. O halde yapılması gereken zihin gözü ve işleyişiyle zengin ve çok katmanlı içeriğinin derinliklerinde yatan zorunlu müştereğe ulaşmaktır. İşte ben de bu yöntemsel arayışımda fenomenlerin entegral bütünlüğündeki bu zorunlu müşterek'in peşine düştüm.
Evren sırf ve sadece kabaktan olsaydı kabak tadı verirdi herhalde. Fark, bir sonsuzluk formu olarak, kendi kendine, kendiliğinden, nesnel ve içkin olarak herkesde ve her şeyde vardır. Farkın tedrici doğası ister istemez Çelişkiyi doğurur. Çelişki de mücadeleci ve belirleyici doğasıyla sonsuz gelişime yol açar; yeni hayatı yapar. Hayatı anlamak ve kavramak isteyenler öncelikle özdeşlikteki farkı ve birlikteki çelişkiyi axiomatic olarak kabul etmek zorundadır. Bu yüzden Miniminnacık parçacıkların dinamizmi, düzen(leniş)i ve istikrarlı akışı hiç kimseyi ve hiç bir şeyi kendi başına yalnız komaz; olduğu gibi bırakmaz ve ister istemez bir serüvene sürükler ve onun bir parçası yapar. Bir bakarsın yeni bir duygu durumundan ötekine geçmişsin: üzüntü sevinç olmuş; acı da umut, ya da tersi! Anlayacağınız üstümüz başımız; içimiz ve Evren hep kalabalık ve belirlenim kaynıyor. İşte bu yöntemsel tutumla elektronların niçin bulut halinde yaşadıklarını; ve hareket halinde kalmak için niçin enerji harcamak zorunda kalmadıklarını; atom çekirdeğine düşmediklerini anlamak mümkün olur. Nokta ve noktalı virgül parçacıkların bağlamsal farklılıkları açıklanabilir. Belki oradan da ayni anda farklı yörüngelerde olabilen Üç Nokta Parçacıkları ile sonsuz noktalama parçacıklarının "bir ve tek"liğini aydınlatabiliriz.
Eğer bu Üç Nokta Parçacıkların kurucu ve örgütçü parçacık enerjisi ve istikrarlı akışı ve düzenlenişi ile her şey halden hale giriyorsa ve şu muazzam kalıcılığın bir gidiciliği yoksa ve sonlanış bir süreç olarak sonsuzca akıyorsa şimdi sorarım size, bu baş döndürücü hıza ben nasıl yetişebilirim?..Her şeyin değiştiği bu alemde Hegel gibi Tekil ile Finite'yi birbirine karıştırma aldanışına düşmek işten bile değil. Bu görkemli bağlantısalık ve zorunlu otodinamizm içinde Tekil'i Finite(sonlu) sanmak aklın en büyük tuzaklarından biridir. Tıpkı Tekil'i Özel; Tümel'i de Genel sanma gibi... Ama her Tekil varlıktaki Sonlu'yla Kalıcılığı birbirine karıştırmamak lazım. Çünkü, Sonlu (Finite), bir bütün olarak dağılan niteliktir ve nihayetinde kantitaif nesnelliğe(Kalıcılığa) gömülür ve her kantitatif nesnelliğin bir kalitatif gerçekliği vardır ve vice versa.
Bir Tez yazmak ne kadar zor ve çileliymiş meğer. Sağlam bir yöntemi olmadan insan kolaylıkla apriorizme, indirgemeciliğe ve öznelciliğe düşebilir. Gerçekten tereddütteyim ve kafam iyice karışık. Sizce tez hocamın önerisini dikkate alıp bu Üç Nokta Parçacıklarını tez konuma dahil etmeli miyim yoksa tez konuma sadık mı kalmalıyım? Lütfen konuyu bilen bir akademisyen bana yardımcı olsun. Aksi takdirde tez hocamı değiştirmek zorunda kalacağım.
Not: yapay zekayı bu işe alet etmeden cevap verin lütfen, çünkü nesnesiz saf Tümel anlayışına sarılıp çok çabuk algoritmik apriorizme ve öznelcilik kuyusuna düşebiliyorlar bazen.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder