25 Aralık 2016 Pazar

HYPATİA VE KUBİLAY' IN YOBAZ SÜRÜSÜ TARAFINDAN KATLEDİLİŞİ

Hypatia'nın öldürülüşü, 1866  Louis Fuguier




22 Aralık 2016 tarihli  Aydınlık’ta Serap Işık  1600 yıl öncesinin yobazlar sürüsünün İskenderiyeli bilge kadın Hypatia’yı nasıl katlettiklerini  ve bilime  nasıl kıydıklarını  “238 Hypatia burada!” başlıklı   yazısında bi güzel anlatmış.   

“Bizi birleştiren şeyler ayıranlardan daha fazla; tüm insanlık kardeştir” diyen ve insanlık aleminin gelişiminin durdurulamayacağına duyduğu inançla gezegenlerin hareketlerini hesaplayan matematikçi, astronom ve bilge kadın  Hypatia (M.S. 350-415), bilim düşmanı İskenderiyeli Piskopos Cyril tarafından  şeytan olarak suçlanmış ve hakkında “katli vaciptir” diye buyruk verilmiş; ve  kışkırtılan  (Kıpti) Hristiyanlarca, bilge kadın Hypatia üstü başı soyularak çırılçıplak taşlanmış; etleri ve kemikleri istridye kabuğuyla birbirinden ayrılmış; daha sonra da yakılarak vahşice katledilmiştir.


Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay





Derviş Mehmet

86 yıl önce Menemen'de de , ayni gerici zihniyet ve yobaz sürüsü, kılık ve kimlik değiştirmiş olarak, kendini mehdi ilan etmiş olan Derviş Mehmet öncülüğünde 
Cumhuriyet'e isyan ederek     genç Cumhuriyetin yedek subayı olan Kubilay'ın kafasını kesmiş; sokaklarda dolaştırmıştı.


Tarih boyunca ilerici-gerici  kavgasında, Hypatia’dan Kubilay'a; Hallac-ı Mansur'dan Bruno'ya... kendilerini,  gerici ve yobaz güçler karşısında insanlığın ışığı ve cesareti  olmaya adamış    tüm  fedakar ve cesur insanlara ne kadar minnet duysak azdır.








Hypatia'nın hayatı için film izle:  AGORA

Carl Sagan'ın hazırladığı Hypatia'nın trajedisi ve İskenderiye Kütüphanesi için :

https://www.youtube.com/watch?v=XHfFH7gU_MU

NİÇİN ŞANGAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜNDEN YANAYIM?


Bu dünyada balıklar nasıl belli bir suda yaşıyorsa, biz insanlar da belli bir toplumda yaşarız. yaşadığımız toplumdaki toplumsal faaliyet ve  ilişkilerimiz sayesinde yaşantımızı sürdürür hayatta kalırız.. Hayatta en önemli faaliyet ve ilişkimiz yeme, içme, üreme, barınma, geçinme, bilim-sanat, eğitim, evrenle duygusal bağ kurma... gibi maddi ve manevi  ihtiyaçlarımızı karşılamak için girişmiş olduklarımızdır. Buna kabaca kendimizi yeniden-üretme  faaliyetlerimiz, ilişkilerimiz de diyebiliriz.   

Toplum halinde yaşayan insanların tarihsel olarak oluşmuş bir sosyal düzenleri vardır.  İnsanlar maddi ve manevi hayatlarını işte bu sosyal düzenin yapısına ve özelliklerine göre sürdürürler. Bizim bu günkü toplum düzenimizde maddi ihtiyaçlarımız karşılama biçimimiz  esas itibariyle ve genel olarak,  insanın çalışma kapasitesinin, yeteneğinin bir mal olarak özgürce alınıp satılmasına dayanır. Emek-gücümüzün, çalışma kapasitemizin özgürce alınıp satıldığı bu topluma Kapitalist  toplum diyoruz. Öyleyse biz genel olarak herhangi bir toplumda değil Kapitalist toplumda yaşıyoruz. 

Kapitalist toplumda emek-gücü alınıp satıldığına göre birbiriyle belli bir tarzda ilişkiye giren iki taraf  var demektir: bir taraf emek gücünü, çalışma kapasitesini satıyor.; diğer taraf ise söz konusu emek-gücünü, çalışma (emek harcama) kapasitesini satın alıyor. bunlardan birincisine işçi(emekçi), yani emek-gücünü satışa sunmuş olanlar; diğerine ise kapitalist (sermayedar) yani emek gücünü satın alanlar adı verilir. Kapitalist toplum düzeni tanımlayan işte bu emek-gücü-sermaye ilişkisi ve dinamiğidir. Yani  bu toplumu karakterize eden şey toplumun çoğunluğunu meydana getiren ve emek gücünü piyasada satışa sunan insanlar ile  emek gücünü satın alan insanlar arasındaki ilişkinin varlığıdır.  Bu yeni tarihsel gelişim aşamasında üretim artık işçi-sermayedar(kapitalist) ilişkisiyle başlamaktadır. Kapitalist için emek-gücünü satın almış olduğu işçiye ne kadar çok emek harcatır ve üretim yaptırırsa o kadar iyi yani karlı demektir. 

Demek ki bizler bu gün  kapitalist üretim ilişkilerinin ve kapitalist üretim tarzının egemen olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Yani;  insanın emek-gücünün, emek harcama yeteneğinin, çalışma kapasitesinin  bir mal olarak özgürce alınıp satılabildiği bir toplum çeşidinde.  

Kapitalist üretim tarzı, genelleştirilmiş bir “meta üretimi” sistemidir. Meta üretimi sisteminde bütün ürünler,  üretici ve tüketicilerin önceden belirlenmiş  ihtiyaçlarını  karşılamak için   ve insanların doğrudan kullanımını  düşünerek değil,  sırf, pazarda mübadele amacıyla üretilirler. Meta üretimi sisteminde neyin, ne kadar, nerede, nasıl üretileceği önceden belirlenmiş toplumsal planlara, toplumsal adetlere göre olmaz. Meta üretimi sisteminde  insanın emek-gücü’nün kendisi de dahil olmak üzere emek sürecinin bütün unsurları (hammadde, üretim araçları, aletler ve sermaye)  meta (mal)’ya dönüşmüştür. Yani insanın üretken ve yaratıcı faaliyeti ve ürünü bizatihi “mal” biçimini almıştır. Kapitalizm, insanın kendini kendi gözünde mal olarak gördüğü bir toplumsal düzendir. kapitalist üretim tarzı, böyle bir şey işte.

Soralım o zaman: Bu iyi bir şey midir? İnsanın çalışma kapasitesinin, emek harcama potansiyelinin, ürünün ve toplumsal ilişkilerinin   “mal” biçimini alması, alım-satımın konusu olması, insanlık ve geleceğimiz için iyi bir şey midir?

Eskiden köleler vardı, toptan satılır ve benlikleri sahiplerince ipotek altına alınır, köle yapılırlardı. Şimdi de, modern zamanlarda yani, bu kez, elinde hammaddesi ve üretim araçları-aletleri olan bir takım insanlar, üretim yapmak için, çalışma kapasitesi ve emek-gücü sahibi olan insanları belli bir işte çalıştırmak üzere belli bir ücret karşılığında satın alarak   onları ücretli-köle yapmakta; ve toplumu, çıkarları birbirine zıt iki ayrı sınıfa bölmekte. Demek ki biz yaşadığımız toplumda, yani meta üretimi toplumunda, bir çok (çeşitli) şey üretmek suretiyle toplumsal hayatı(mızı) yeniden üretirken  ayni zamanda ve esas olarak “mal” biçimi almış insanları, egemen sınıf ilişkilerini ve  köleliğimizi  de üretmiş/yaratmış oluyoruz.

Oysa sorsak kendimize, kimse kendine “mal(meta)” olmayı reva görmez. Mal-adam, mal-kadın, mal-çocuk, mal-insan, mal-işçi, mal patron... tabirlerini kim kendine yakıştırır? Ama "mal" olmuş toplumda, mal-toplum’da  yaşarsak başka ne olmayı bekleyebiliriz ki?  Kirli ve zehirli sularda yaşayan deniz canlıları gibi acaba hangimiz bu mal-toplumunda  kendi gerçek  canlılığımızı ve  kişisel özelliklerimizi, yeteneğimizi  gösterebiliriz ki? “Şey” değil; birer "kişi", özgür bireyler, olabiliriz ki?

İşte bu insanın insanlığını yok eden; ve toplumu ücretli emekçiler ve sermayedar (patronlar) diye sınıflara bölen kötü kalpli kapitalizm, kapitalist üretim tarzı, yani genelleştirilmiş meta(mal) üretimi, zamanla ve kendi dinamikleriyle, tekelci bir karakter kazanarak, dev tekelleri doğurmuş ve tekelci dev şirketler sayesinde koluna militarizmi ve savaşları da alarak  dünyaya egemen olmak istemiş, ve günümüze kadar gelmiştir. İşte bu tekelci sermayenin, tekelci dev şirketlerin, dünyayı paylaşma ve sömürme biçimine ve karakterine  emperyalizm diyoruz.

Emperyalizm, militarizmsiz ve savaşsız var olamaz..  Emperyalizm, emperyalist devletler arasında açık-gizli işbirliği öngörür; ittifaklar kurar. Emperyalizm, her araçtan, yalnız ve ancak, emperyalizm olarak kalabilmesi bakımından ilgilenir, yararlanır.  Bu uğurda ne gerekiyorsa, ne yararlıysa onu yapar. Ve Dünya çapında karşı-devrimi örgütler. NATO, bu bakımdan  emperyalist devletler için iyi bir enstrüman ve  savaş makinesidir.

Günümüzde batı emperyalizmini temsil eden devletler denince başında Amerika Birleşik Devletleri gelir. İngiltere, Fransa, Almanya, kimi orta ölçekte Avrupa ülkeleri, Kanada ve Japonya…gibi devletlerde de emperyalist ABD’yi takip eder. Eğer böylesine  emperyalizmin var olduğu bir dünyada yaşıyorsanız, emperyalist devletlerin dışında kalan devletler de  kendi güvenliklerini ve kalıcılıklarını korumak ve savunmak durumunda kalırlar.

Şangay İşbirliği Örgütü, ŞİÖ, işte böylesi nesnel  bir ihtiyacın sonucunda doğmuştur. Emperyalizmin kolektif saldırısı ve hegemonya arzusu  karşısında bağımsızlıklarını ve milli egemenliklerini korumak ve savunmak isteyen beş ülke(Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan) 26 Nisan 1996’da  Şanghay’da  bir araya gelerek NATO ve Atlantik sistemine karşı   kendi kolektif savunma sistemlerini ve araçlarını yarattılar. Daha sonra Özbekistan da onlara katıldı. Bu ülkeler, ŞİÖ’yü, emperyalist emelleri için değil; üye  ülkelerin milli çıkarları ve milli güvenlikleri  için  kurmuşlardı. Her ülke bir diğerinin haklarını, milli menfaatlerini    gözetmeyi esas olarak kabul etmişti.


Hindistan, Pakistan, İran, Afganistan, Beyaz Rusya ve Moğolistan’dan oluşan altı devlet de gözlemci statüsündeydi. Bir de, Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Kamboçya, Nepal, Sri Lanka’ dan oluşan diyalog partneri ülkeler vardı.


Şimdi gelelim niçin ŞİÖ’den yana oluşuma :


1-      ŞİÖ, emperyalist bir organizasyon değildir.


2-      ŞİÖ, Emperyalizm çağında, milli devletlerin çıkarlarını ve milli egemenlik haklarını savunur ve esas alır.


3-      Türkiye’yi bölmek-parçalamak-yutmak isteyen Batı emperyalizmi karşısında ŞİÖ Türkiye’ye dost eli uzatmaktadır.


4-      Türkiye’nin mili çıkarları ve  kalkınması  için Batı emperyalizmi yörüngesinden kurtulmak zorundadır. ŞİÖ bu iş için iyi bir imkan ve fırsattır.


5-   ŞİÖ, Emperyalizmin milli devletleri parçalama, bölme araçları olan her türlü etnik, mezhepsel, dini bölücülüğe-gericiliğe;  ve Soros’cu turuncu devrimlere karşıdır.


6-      Dünya ekonomisin merkezi ve ağırlığı Asya’ya kaymıştır. Dünya ekonomisinin büyümesine Çin Halk Cumhuriyeti’nin katkısı %39’dur. Hindistan’ın ise %16. Japonya ve diğer Asya ülkelerini de sayarsanız Asya dünya üretiminin cazibe merkezi ve  lokomotifi olmuştur. Buna mukabil Atlantik sistemi ise sadece kriz üretiyor ve küçülüyor. Amerika'nın dünya ekonomisine katkısı %10, Avrupa’nın ise %5’in altında.


7-      Dünyanın enerji kaynakları Asya’dadır. Ve gelecek Asya’dadır.


8-  Mustafa Kemal Atatürk  1 Aralık 1921’de Meclis konuşmasında  şöyle demişti:   

   “Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız. Dolayısıyla her birimizin hakkı vardır. Selahiyeti vardır. Fakat çalışmak sayesinde biz hakkı kazanırız. Yoksa arkası üstü yatmak ve hayatını emek harcamadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuz içerisinde yeri yoktur. Hakkı yoktur. İnsan ancak çalışmakla insan olur. Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyet-i milliyece mücadeleyi öngören  bir mesleği takip eden insanlarız.


9-   Bizler eğer Mustafa Kemal Atatürk’ün  yolunda yürüyen bir Türkiye istiyorsak   “Bizi mahvetmek isteyen emperyalizmin bir aracı ve organı olan  NATO’dan derhal ayrılıp; ŞİÖ’ye dahil olmamız gerekir.


10-  İşte; insanı her yerde bir mal (meta), “şey”,  ”eşya” derekesine düşüren Kapitalizm’i ve onun tekelci dölü emperyalizmi devrimci inkara uğratma mücadelesinde, ŞİÖ, bir uğrak, bir moment olduğu için, ŞİÖ’den yanayım.



4 Aralık 2016 Pazar

UĞURLAR OLSUN COMPANERO FİDEL..

13 Ağustos 1926 - 25 Kasım 2016





ABD emperyalizminin yenemediği Efsane Devrimci burda yatıyor:  Santiago de Cuba  Santa Ifigenia Mezarlığı

NE MUTLU KÜBALIYIM DİYENE!




  
FİDEL, KÜBA DEMEKTİR:  https://www.youtube.com/watch?v=quslQzHiSoY


LA HİSTORİA Mİ ASSOLVERA ( TARİH BENİ HAKLI BULACAKTIR)


         LA HİSTORİA Mİ ASSOLVERA  ( TARİH BENİ HAKLI BULACAKTIR) 


Companero Fidel,

Karayiplerden bir haber geldi, dediler ki Küba Devrimi'nin sakallı  ihtiyar delikanlısı Fidel ölmüş!

Bilmezler mi ki;

Amerika kıtasının ilk sosyalist devletini kuran ve dünyanın her yerinde emperyalizme meydan okuyan devrimciler.. ÖLMEZ!!

Amerikan tekelci sermayesinin uşağı ve kuklası Diktatör Batista'nın sömürü ve zulum düzenine son veren efsanevi  liderler..ÖLMEZ!!

400 yıllık İspanyol sömürgesi artıklarını ve işgalci tekelci Amerikan şirketlerini karayipler denizinde boğan  Küba Devriminin yiğit ve cesur  membise önderleri..ÖLMEZ!!

Emperyalizmin,  Tekelci şirketlerin ve Mafianın kanlı saltanatına  göre tarif ettiği hak ve özgürlükleri, sosyalizme göre yeniden tarif eden devrimciler..ÖLMEZ!!

Latin Amerikanın Bolivar'ı, Marti'si, Che'si  Fidel, yani dünyayı ferahlatan ve özgürleştiren o şen devrim kasırgası,  ÖLMEZ!!

Marksist düşünceyi Küba'nın tarihi gerçekleri ve devrimci gelenekleri ile bağdaştıran millici, bağımsızlıkçı yurtseverler Ölmez!!

Zulum gören kalplerde  ve sömürülen bedenlerde daima yanan devrim ateşi ve yeni doğan gün ..ÖLMEZ!!.

Companero Fidel, bilmezler mi ki  Fidel Castro'lar ölesi değil!  







FİDEL’DEN BİZLERE KALAN BÜYÜK MİRAS:  “ÖZGÜRLÜK, VATANIMIZDIR”

400 yıllık İspanyol sömürgesi bir adadan  ve 50 yıllık Yanki emperyalizminin katliamcı ablukasından ve tekelci sermayenin uydusu ve kuklası kanlı diktatörlük rejimlerinden  sosyalist bir vatan  yaratan Fidel’ in bizlere bırakmış olduğu en büyük miras  kökleri ta Bolivarlar’a, Jose Martiler’e uzanan  mambise’ci anti- sömürgeci gelenektir. yani;    “özgürlük,  vatanımızdır”  gerçeğidir.  Emperyalizm var olduğu sürece, Fidel’in bu mirası, emperyalizmin ezdiği ve sömürdüğü tüm halkların anti-emperyalist mücadelesinde hayat bulacaktır