29 Nisan 2017 Cumartesi

EBUSUUD EFENDİ’NİN REFERANDUM HAKKINDAKİ FETVALARI


Geçenlerde, Fikri Sabit ( nam-ı diğer İdefix) isimli ve mesleğinin bilgisayar korsanı olduğunu söyleyen biri, beni tanımadığı halde, Ebusuud Efendi'ye ait olduğunu iddia ettiği bazı Fetvaları e-posta adresime göndermişti. Baktım; Fetvaların bazıları  birkaç gün sonra yapılacak olan Referandum hakkındaydı. 

Fikri Sabit (İdefix)  yazdığı açıklayıcı bir not ile de, iyi bir kitap kurdu olduğunu;  Yazma eser kütüphaneleri, şer’iyye sicilleri, arşivler, fıkıh, tasavvuf… gibi kaynaklarda yıllarca araştırma ve inceleme yaptığını; ve bu araştırma ve incelemeleri sırasında Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın Zembilli Ali Efendi’den sonra gelen en gözde Şeyhülislamlarından olan ve cinler dahil neredeyse hayatın her alanında Fetvaları bulunan Ebusuud Efendi’nin Referandumlar konusunda da fetvalarına rastladığını; bu duruma çok şaşırdığını; zira monarşilerde referandumların olamayacağını belirtmişti.  

Söz konusu açıklayıcı notta, ayrıca, Ebusuud Efendinin aslında öğle şekerlemelerini çok sevdiğine ve bu şekerlemeler esnasında devlet meseleleri hakkında gördüğü rüyaları uyanır uyanmaz Nişancılarına yazdırdığına;  gaipten ve gelecekten bir takım sesler duyma gibi eksantrik bir yeteneğinin de olduğuna; ve bu yeteneğini nakli ilimlere olan ilgi ve merakının sonucunda edinmiş olabileceğine; ve bu eksantrik yeteneği sayesinde kendinden sonra gelen Osmanoğulları’nın serencamını bile takip edebildiğine; hatta; uzak bir gelecekte sarışın bir kurda benzeyen bir adam önderliğinde bir devrimle Osmanlı Saltanatının yıkılacağına ve kulluğun sona ereceğine; yerine Cumhuriyet denilen kefere idaresinin kurulacağına; ve fakat ondan yüz yıl sonra  uzun boylu bir adamın geleceğine ve onun devrinde “Başkanlık Rejimi” adı altında Kanun-i Esasi'yi  yeniden düzenlemek suretiyle Osmanlının o muhteşem saraylar ve  sultanlık dönemlerine geri dönme gayret ve girişimlerinin olacağına; ve her türlü gölge oyunlarının caiz olduğu  bu dönemde  külhanbeyi, tarikat ve istibdattın egemen olduğu nas idaresinin yeniden tesis edileceğine; fakat hayat pahalılığı ve kötü yönetim  nedeniyle bu gibi  heves ve özlemlerin kısa süreceğine; dinen, hak ve adaletten  bir kez şaşıldı mı şahsi menfaat düşkünü despot yönetimlere artık eskiden olduğu gibi rağbet ve itaat edilmeyeceğine dair  bir dizi tuhaf  kehanetlere de yer verilmişti.

Önce bir meczubun sayıklamaları sandığım bu Fetvaları daha sonra dikkatlice okuyunca bazı gerçeklere ışık tuttuğunu fark ettim ve bunların bazılarını dijital ortamda Word belgesi olarak yayınlamaya karar verdim.  

Ancak; bilmem malumunuz mudur, 5 Şubat 2003 tarihinde, ABD Dış İşleri Bakanı Colin Power tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne kanıt olarak sunulan bir dijital (Word) Belgesi ile koskoca bir milli devlet olan Irak, acımasızca işgal edilmiş ve etnik ve mezhepsel olarak üç parçaya bölünerek kan gölüne çevrilmişti. 

Söz konusu dijital Belge, Irak’ta kitle imha silahları olduğuna dair bir İngiliz İstihbarat Raporuydu. Sonradan anlaşıldı ki İngiliz İstihbaratın hazırlamış olduğu bu Rapor, yani; Colin Powell’in BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu Belge, meğer, Harvard Üniversitesi doktora öğrencilerinden İbrahim El Maraşi’nin internette yayınlanan makalesinden bir çalıntıymış. 

İşte; Dünyanın en sofistike imkanlarına sahip İngiliz ve Amerikan istihbaratı, bir bilim insanın makalesini çalarak (plagiarism ) Irak’ı işgal etmiş; ülkeyi kan gölüne çevirmiş; BM Güvenlik Konseyini savaşa ikna etmişti.

Takdir edersiniz ki, hal böyleyken; Ebusuud Efendiye ait bendeki bu dijital Fetvaları hemen yayınlayamazdım. Zira; benim yüzünden herhangi bir üçüncü dünya ülkesinin başı belaya girsin istemem.. Hele ki şu günlerde kimyasal bir saldırıya maruz kalan kapı komşumuz Suriye’yi bölmek için muhtelif uyduruk kanıt arayışları varken… 

Başlangıçta, ya ben de, İbrahim El Maraşi gibi, maazallah, başka bir ülkenin işgaline ve bölünmesine vesile olursam diye sıkıntılı günler yaşamış; ve bu fetvaları yayınlamaktan uzak kalmıştım. Ta ki TUBİTAK’ın hazırlamış olduğu bilişim sistemlerindeki “dijital belgelerin tek başına delil niteliği olamayacağı” Raporundan haberdar oluncaya kadar. TÜBİTAK’ın bu milli Raporu sayesinde artık kendimin güvende olduğunu anlayınca Ebusuud Efendi’ye ait bu dijital fetvaların bir kısmını yayınlamaya ve sizlerle paylaşmaya karar verdim. Bilmem iyi etmiş miyim..?

Ancak; fetvalara geçmeden önce şu küçük hususu da izninizle belirtmek isterim: Malumunuz, İslam Fıkhında çok önemli bir yere sahip olan Ebusuud Efendi’nin Fetvalarında ZEYD, AMR, BEKR... gibi isimler geçer. Bu isimler erkek kişi anlamına gelir, hind ya da zeyneb ise kadın kişi anlamına gelir. (Erkek isimlerin büyük harf, kadın isimlerinin ise küçük harf yazılmış olması dikkatinizi çekmiş olmalı. Bu sadece, Şeri sanal ortam erkek-kadın hiyerarşisinde Ebusuud Efendi tarafından hazırlanmış olan bir “E-Şeriat Devlet” yazılım formatıdır... Yoksa; bizlerin, şu erkek egemen canımızla Cumhuriyet kadınına büyüklük taslamak ne haddimize!). Fetvalarda bu isimleri görürseniz sakın yadırgamayın.

Şimdi, Ebusuud Efendi’nin Referandum konusundaki Fetvalarına geçebiliriz diyecektim ki bir hususa daha değinmeden geçemeyeceğim: Meğerse, Ebusuud Efendi'nin Fetvalarına konu olan bu Referandum, aslında, çok zaman önce Büyük Şeytan ve haydut devlet Amerika tarafından planlanmış.. 

Nasıl mı?

Anlatayım.. Yine şu bilgisayar korsanlarının (gerçi; korsan dediğin  denizde olur. Deniz Tarihi'nde ne muhteşem korsanlar var. Tahammül edebilirseniz, -gerçi necip Türk Milleti olarak nelere tahammül etmiyoruz ki?.- bir yazımda da sizlere şu meşhur deniz korsanlarını ve onların ilginç takıntılarını anlatırım. Unutmayın korsanlar takıntılı denizcilerdir.) sanal alemde ele geçirdikleri gizli bir Rapora göre, asli işleri, işlerine gelmeyen hükümetleri şu ya da bu biçimde devirmek olan ve bunun için oluk gibi kan ve para akıtan CİA denen bir istihbarat örgütünün Türkiye Masası ( masası böyle biriyse kim bilir sandalyesi nasıldır?) şefi Paul Henze, 2006 yılında Beyaz Saray’a bir Rapor yollamış. 

Bu Rapor’a göre, Türkiye’yi kuranlar, Cumhuriyeti sağlam esaslara bağlamış. Belirli bir konuda Hükümet ikna edildiğinde    karşınıza Meclis çıkıveriyor ..  Meclisi ikna edince de Ordu ve Yargı.. O yüzden; behemehal, Hükümeti,  Meclisi, Orduyu ve Yargıyı tek elde toplayan Başkanlık Rejimi’ne geçilmeliymiş. Zira, bir kişiyi ikna etmek birbirlerini denetleyen bir yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacakmış. Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarına hizmet etmekte tereddütte düşerse, o bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak Amerikan devleti için katiyen sorun olmayacakmış.. 

Öyleyse, artık sadede gelebilir, Ebusuud Efendi'nin Referandum Fetvalarının bazılarını sizlerle paylaşabiliriz:*

MES’ELE : Devletin Reisi olan Zeyd, her nedense, bir gün, kendi yetkilerini ve haklarını yetersiz görüp de, Örfi ve Şeri Hukuk’un kendisi için koymuş olduğu sınırları çiğneyerek ve sanki Ülülemr olmak istercesine, “bütün iktidarı bana verin, sırf ve sadece, tek egemen güç ben olayım; EGEMENLİK milletin olmasın; dahası, kendi başıma buyruk, keyfi Reislik icraatlarından ötürü bir gün yargılanmak zorunda kalırsam Allahtan başka kimseye karşı hesap vermeyeyim; ve ümmetime daha iyi hizmet edebilmek için denetimsiz tek-adam olayım” derse; ve ulemaya da bu isteğine uygun olarak adına Kanun-i Esasi denilen yeni bir Reislik Düzeni sipariş ederse bu siparişin milletçe kabul edilmesi şer’an caiz midir? 

EL CEVAP : Anlaşılan, Zeyd, sıralamış olduğu bu istekleriyle yeniden padişahlık zamanlarına dönmek istemektedir. Oysa; padişahlık devri çoktan gelip geçmiştir. Ümmet gitmiş yerine millet gelmiştir. İmparatorluklar dağılmış millet devletleri doğmuştur. Hasılı; zamanın toplumu “millet” olmuştur. O halde; Şer’an bu isteklere HAYIR demek lazım gelir. Zira; artık uçakla gidebileceğin yere deve kervanlarıyla gidemezsin. 

MES'ELE : Ancak; kritik anlarda ortaya çıkan Devletlu olan Bekr, derse ki; “Devlet Reis’i olan Zeyd, madem örfi ve şeri hukuku çiğneyerek fiili bir durum yaratmıştır, o halde, devlet bekası için, biz de, Örfi ve Şeri Hukuku, Devlet Reis’i olan Zeyd’e uydururuz” ve daha önce onlarca kez reddettiği bu Kanun-i Esasi siparişini bu kez kabul ederse, Bekr’in bu şaşırtıcı teklifine Şer’an ne lazım olur? 

EL CEVAP : Bir önceki meselede dediğimiz gibi, Zeyd, kabile devleti zamanında yaşasaydı pekala Ülülemr olmayı isteyebilirdi. Ama; Zeyd bir Cumhuriyette yaşıyor. Bu durumda Ülülemr olmak istemesi, Cumhuriyet rejimi adabına sığmaz ve Cumhuriyet ile bağdaşmaz. Millet Devletini Ümmet devletine dönüştürmeden Ülülemr olunamaz çünkü. Bir defa Zeydin bu bencil isteği ve davranışı milletin birliğini bozacağından Şer’an mekruhtur. 

Yani; hayatta devlet-kuşundan başka bir kuş tanımayan devletlu katından olan Bekr, ortada fol yok yumurta yokken, aniden ve adeta millete nifak sokarcasına, devlet-kuşunun bekasını gündeme getirerek “ya devleti kuşa ya da kuşu devlete uydurun” demeye başlarsa bu durumda yüce devletin kuşa çevrileceği besbellidir. Devletin kuş olmasına kim razı olur. Öyleyse; Bekr’in bu zırva teklifini kabul etmek doğru değildir. Şer’an HAYIR demek lazım gelir.

MES’ELE : Devlet Reis’i olan Zeyd, eğer bir gün, Devlet İktidarının bütün kapılarını açan tılsımlı bir anahtar bulmuş gibi, Seyfiye’nin, İlmiye’nin, Kalemiye’nin, Diyanetin, Zaptiye’nin, Maliye’nin… hulasa, her şeyin, başı olmayı isterse buna şer’an cevaz verilir mi?

EL CEVAP: Dünya iki kapılı bir handır. Bu iki kapılı handa, insan bu gün vardır yarın yoktur.. bu insanların kimisi beydir kimisi de reaya.. kimisi açtır kimisi tok.. ve herkes göğüs kafesinde bir can kuşu taşır. İşte bu can kuşu uçup gitmeden insan kardeşlerimize iyi hizmet esastır... Aslında; herkesin, birbirine imreneceği, hayranlık duyabileceği faaliyet ve hizmetlerde bulunarak yaşaması mubahtır.. 

İktidar kapılarını açan tılsımlı Anahtar odur ki insan kardeşlerinin hayranlıklarına ve imrenmelerine mazhar olacak bir takım hizmetlerde bulunmaktır. Dünya rızkı, tüm canlar içindir. Eğer Amr ya da Hind, bu metalaşmış dünyada gönüller şenlensin ve kimse rızkından mahrum  kalmasın diyorsa “gönül kapıları”nı açan anahtara talip olması şer’an mubahtır.. 

Amma, eğer Devlet Reisi olan Zeyd, bu meta dünyada, istibdatı hakim kılıp kendi şahşi çıkar ve hevesleri için bu dünyayı ve insanları kendine alet ederse, anafordan zenginlikler peşinden koşarsa; ve halkın sırtındaki sülükleri ve istibdatını arttırırsa, bu durumda, bütün iktidar kapılarını açan anahtarı kullanması haramdır ve her şeyin başı olması Şer’an caiz değildir. Buna da HAYIR demek lazım gelir.

MES’ELE : Devlet-i Aliye’nin başı olan Zeyd, kendisi için ve kendine göre, şöyle efradını mani ağyarını cami bir Teşkilat-ı Esasiye yaptırtmak istese bu şer’an caiz olur mu?

EL CEVAP : Evvela zikr etmeliyim ki Teşkilat_ı Esasiye yapmak bir millet ve devlet meselesidir öyle bir kişinin tasarrufunda olamaz. En büyük ve esas teşkilat, Devlettir. Devletin kurucu ayarlarını, esaslarını bozarsanız Milleti bölersiniz. Bir kez Millet birbirine düşman kamplara bölündün müydü, maazallah, ortada ne maslahat kalır ne teşkilat! 

Demek ki; Devlet, tek bir Zeyd’in arzuna ve keyfine bırakılamaz, ve ona göre düzenlenemez. Velev ki düzenlensin, o vakit, istibdat gelir; millet bölünür; devlet göçer. Ve hiçbir zaman unutma ki, devletler bir kez göçtü mü öyle leylekler gibi bir daha geri dönmezler.. Öyleyse; Şer’an, yeni bir Teşkilat-ı Esasiye yapmaya HAYIR demek caizdir.

MES’ELE : Devlet Reisi olan Zeyd’in, padişahlar gibi, kanun hükmünde fermanlarla devleti yönetmesi şer’an caiz midir?

EL CEVAP : Değildir!! Zira beşer şaşar; düşmez kalkmaz bir Allah'tır. Eğer Zeyd, bir gün aklını oynatırsa ne olacak? Çıkardığı kanun hükmündeki fermanlarla Devlet-i Aliye’yi düşmana teslim ederse haliniz nice olur? Nitekim; Tanzimat denen bir devir vardır Osmanlıda, işte o Tanzimat’ın meşhur Fuat Paşası gibi maazallah ecnebi sefaretlerine teslim olursunuz. 

Ne diyordu Tanzimat’ın Fut Paşası Fransız elçisine: “Bize suflörlük ediniz, fakat sahneyi ve rollerin icrasını bize bırakınız”…Fuat Paşa’ya göre, Devlet-i Aliye yönetimi, pabuççu muştası gibi yandan bir kuvvet kullanmaya mecburdur. O kuvvetler de Sefaretlerdir.”

Demek ki, Devlet Reisi olan Zeyd, tıpkı Tanzimat’ın Fuat Paşası gibi, sefaretlerin etkisinde kalarak bir takım kanun hükmünde fermanlar çıkarırsa bu milletin ve devletin hali nice olur? Ecnebi bir devletin himaye ve desteğine muhtaç olmaktan daha berbat ne olabilir!? Haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamak varken, ecnebi sefaretleri tasarrufu ve iltimasıyla yaşamak, sefilliktir ve miskinliktir; bu asla kabul edilemez! 

O yüzden Devlet Reisi olmuş Zeyd’in memleketi kanun hükmünde fermanlarla yönetmesi katiyen caiz değildir; Şer’an HAYIR demek lazım gelir


MES’ELE : Eğer Devlet Reis’i olmuş Zeyd, sırf ve sadece, kendi itikadında ve mezhebinde olanları koruyup kollarsa ve bunu açıkça ilan ederse bu şer’an doğru olur mu?

EL CEVAP : Başta Suriye cephesi olmak üzere muhtelif cephelerden şehit haberlerinin geldiği ve akçenin, hızla değer kaybettiği, memleketin ıslahatı için alınan borçların har vurup harman savrulduğu; borcun borçla ödendiği ve memleketin kar getiren tüm varlıklarının ecnebi sermayesine peşkeş çekildiği şu günlerde Devlet Reis’i olan Zeyd, adam kayırmacılığı yapar; benim adamım senin adamın diye, bizden ve sizden olanlar diye bir ayrıma giderse, Milletin birliğini ve Devlet-i Aliye’nin düzenini dinamitlemiş olur.. Elbette Şer’i hükümler buna cevaz vermez; Hayır demek lazım olur.

MES’ELE : Devlet Reis’i olan Zeyd, tek başına kimseye hesap vermeden İlmiye, Seyfiye , Kalemiye sınıfındaki memur kullarını keyfi olarak atarsa bu şer’an caiz midir? 

EL CEVAP : Devlet Reisi Makamına gelmiş olan Zeyd eğer kendine kul ve kölelerden mürekkep bir ümmet yaratmak istiyorsa ve bir Reislik Düzeni kurmak istiyorsa böyle bir şeye tevessül edebilir. Amma; sonu iyi olmaz. Zira devlet yönetiminde sorumlulukların ve yetkilerin liyakatli kimselere verilmesi esastır. 

Yüce Allah bile melekleri arasında görev dağılımı yapmış liyakat esasını getirmiştir. Dört büyük melekten Cebrail Aleyhisselam Cenabı Hakkın, kullarına emir ve yasaklarını bildirir, haberler getirir. Ölüm anında görülen Azrail, emaneten can alır. İsrafil Aleyhisselam ise yeniden can verme ile, ölümden sonraki dirilişle görevlendirilmiştir. Mikeal Aleyhisselam da, rızk verme rızkların dağıtılmasında ilahi emirleri uygulayan bir melektir.

Görüldüğü gibi ilahi alanda olduğu gibi toplum ve devlet yaşamında da liyakate, yetenek ve kapasiteye göre iş görülmesi esastır. O halde; Devlet Reisi olan Zeyd’in keyfi atamalar yapmasına Şer’an HAYIR demek caizdir. 

MES’ELE: Komşularımızın füze yağmuruna tutulduğu bir dönemde, Büyük Şeytan’ın önerisi ve tuzağı olan bu Teşkilat-ı Esasiye teklifi, ola ki, Referandumda milletin ekseriyeti tarafından kabul görürse Şer’an ne lazım gelir?

EL CEVAP: Bu durumda, maazallah, hep birlikte milletçe FENAFİLLAH (ölmeden önce ölmek) mertebesine ulaşmış oluruz ki, artık Şer’an bir şey yapmaya hacet kalmaz! Amma, Halkın kudreti, kendi geleceği için, neyi yapmak lazım gelirse işte onu yapar vesselam.


* yeterince ilgi ve talep olduğu takdirde  geri kalan fetvaları da peyderpey yayınlayabileceğimi bu vesileye buradan duyurmak isterim.  

























Hiç yorum yok:

Yorum Gönder